Nuri kırk yıl cam üfledi. Şimdi Kuzguncuk'taki penceresinin önünde bir tüp rafı tutuyor ve her sabah kenarda bir top bekliyor. Defterinin altı sayfası burada. Bir soru açık kalıyor.
Bu hikâye oyunun içinde geçmez, oyunun dünyasında geçer. Bir dakikada okunur, sırayla ya da dilediğin gibi.
1/6
Pazartesi, Kuzguncuk
Akşam rafı düzenledim: beş kolba tamam, altıncıda yeşil eksik. Sabah pencere kenarında bir yeşil top duruyordu. Mat, elde ılık. Ben koymadım. Sokakta kimse yok. Topu kolbaya bıraktım; tam yerine oturdu, ses çıkarmadı. Kırk yıl cam üfledim; bu kadar tam oturan şey tesadüf olmaz.
2/6
Salı, Kuzguncuk
Bu akşam bilerek bir mavi topu eksik bıraktım. Sabah kenarda mavi top vardı. Kapıya çıktım: kaldırıma tebeşirle kare çizen bir çocuk, Elif. "Ben görmedim, amca" dedi. Ben sormamıştım. Topu kolbaya koydum, raf yine tamamdı. Biri hesabımı biliyor.
3/6
Çarşamba, Kuzguncuk
Eve gitmedim, karşı kaldırımda oturup pencereyi izledim. Güneş çıkarken Elif geldi, avucunda sarı bir top. Kenara bıraktı, karşı apartmana baktı: ikinci kat, perde aralık. Bir el perdeyi tuttu. Seramikçi Sevim Hanım. Elif beni görünce koştu. Top kenarda kaldı.
4/6
Perşembe, Kuzguncuk
Sevim Hanım çay koydu; Elif merdivende oturuyordu, gözünü kaçırdı. Fırını yıllardır soğuk, ama kili hâlâ elle yoğuruyor: "elim durmasın diye." Pencereden rafıma bakıyor, hangi kolba yarım, hangi renk eksik. Bir gün gelmesem? "Top beklerdi," dedi. "Borç yok."
5/6
Cuma, Kuzguncuk
Sabah kenar boştu. Rafa baktım: altı kolba, altısı tam. İlk kez yapacak bir şey kalmadı. Öğleden sonra Elif kapıya geldi, elinde yedinci bir kolba. "Sevim Teyze verdi." Boş, temiz, ışığı içinden geçiriyor. Kimse ne gireceğini söylemedi.
6/6
Cumartesi, Kuzguncuk
Kapının altında katlı bir kâğıt: "Salı günü yalan söyledim. Sevim Teyze söyleme dedi, ben de yalan söyledim. Özür. Elif." Yedinci kolbayı rafın ucuna koydum, pencereyi açık bıraktım. Kenarda top yok. Işık boş kolbadan duvara düşüyor. Gelirse, rengine bakarız.